Uzun bir zaman sonra röportaj serimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sitemizin 4. röportajını bir anne ile yaptık. Atletizm camiasında saygın bir yeri bulunan sayın Bahar DOĞAN' le yaptığımız söyleşiyi büyük bir zevk ile okuyacağınızdan emin olabilirsiniz.
İlk maratonunu geçen yıl Avrasya Maratonu' nda koşan Bahar DOĞAN, 02:41:22 ile başlangıç yaptığı bu dalda, bu yıl ki Avrasya Maratonu' nda elde ettiği 02:37:28' taşımış durumda. Kendisi bu yıl Osaka' da yapılan Dünya Atletizm Şampiyonası' nda ülkemizi temsil etmiş olup, o iklim şartlarında maratonu bitirmeyi başaran atletler arasına ismini yazdırmıştır.
Önümüzdeki yıl Pekin' de yapılacak olan Olimpiyatlarda, bayanlar kategorisinde maraton branşındaki tek temsilcimiz Bahar DOĞAN, eşinin ve bebeğinin kendisine güç verdiğini söylediği söyleşimizde; antrenör-sporcu uyumuna, eşinin ve bebeğinin başarıya giden yolda sergiledikleri fedakarlıklara, hedeflerine ve daha birçok konuya değindik. Sizleri söyleşimiz ile başbaşa bırakıyoruz.
Bahar Hanım sizleri tanıyarak başlamak istiyorum söyleşimize. Bu anlamda kendinizden bahseder misiniz? Bahar DOĞAN kimdir?
1974 Kocaeli doğumluyum.17 senelik eğitim sürecimi Kocaeli' de tamamladım. 2000' de Kocaeli Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. 2003-2005 yılları arasında tezsiz yüksek lisansımı “Antrenman Bilimleri” üzerine tamamladım. 2002 yılında, üniversitede tanıştığım Ali Doğan ile hayatımı birleştirdim…Şimdi 3,5 yaşında bir kızım var;Asmin Senem…
Günlük hayatı nasıl geçer? Hobileri nelerdir DOĞAN' ın?
Günlerim genelde Asmin'le oynamakla geçiyor. Ona yeni şeyler öğretmek en büyük hobim…
Evet bu girişten sonra, sitemizi takip edenlerin malumu olduğu üzere, evli olan ilk söyleşi konuğumuzsunuz. Bize biraz eşinizden bahseder misiniz?
Sevgili Eşim benim en büyük destekçim.Kendisi 6 yıllık Beden Eğitimi öğretmeni (ataması çıktığı için çok şanslıyız).Futbol en büyük ilgi alanı; üniversite yıllarında amatör olarak oynuyordu, kilo almaya başlayınca antrenör olarak futbol hayatına devam ediyor.Hafta sonları Trabzonspor futbol okulunda çalışmalarını sürdürüyor. Profesyonel takımlara sporcu gönderiyor.Başarılı bir antrenör ve bu anlamda çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum.
Atletizmle ilgisi ne boyutta?
Kendisi idealist Beden Eğitimi Öğretmeni olduğundan her sene okulunda kros ve puanlı atletizm takımı çıkarıyor. Sporcu seçimi yaparken,öğrencilerini bir takım testlerden geçiriyor ve atletini belirliyor. Bölgedeki antrenörlerle işbirliği içinde çalışmalarına devam ediyor. Gerçekten başarılı sonuçlar alıyor. Televizyondaki hiçbir atletizm müsabakasını kaçırmıyor. Türk atletlerini ve dünya çapındaki atletleri benden daha iyi tanıyor. Sanırım atletizme olan ilgisinin benimle de bir ilgisi var..: )
Ve birçok insanın merakı olduğu üzere; başarılarınız adına da şunu öğrenmek istiyorum: Ali DOĞAN ulusal, uluslararası yarışmalar öncesinde ve rutin spor çalışmalarınızda sizlere nasıl yardımcı olmaktadır?
Ali Doğan benim her katıldığım yarışa büyük önem verir. Ulusal yada uluslararası olması çok önemli değil. Beni uğurlarken bana duyduğu güveni hep belirtir ve bu güven duygusu beni çok rahatlatır. Antrenman sürecinde ise yardımları o kadar büyük ki…En önemlisi yorgunluğumu anlayabiliyor ve ihtiyacım olan birçok konuda bana yardımcı olmaya çalışıyor. Maraton hazırlığı öncesinde,2 ay boyunca çoğunlukla yemekleri o yaptı,(kendisi Adıyamanlıdır ve çok iyi çiğ köfte yapar)çok sık olmasa da masajımı yapmaya çalıştı, çift antrenman yaptığımızdan akşam joglarımda etraftan rahatsız olmamam için yanımda oldu. Bu arada kızım ya komşuda oluyor yada babasıyla birlikte bana eşlik ediyordu. Avrasya Maratonunu ben koştum ama üçümüzde çok yorulduk!
2004 yılında doğan ve ismini Asmin Senem koyduğunuz bir bebeğiniz var. Ve atletizm camiasında denir ki; Bahar DOĞAN' ın asıl başarısı bebek doğduktan sonra ortaya çıktı. Bu anlamda Osaka' da 400 metre engellide doğum için spora ara veren Avustralya' lı atlet Jana Rawlinson ' un şampiyon olması örneğinden hareketle, Asmin Senem hayatınıza neler kattı? Hırs ve başarıyı elde etme noktasında anne olmanın kamçılayıcı bir boyutu mu var sizler için? Artıları ve eksileri ile anne olarak atletizmle uğraşmak nasıl bir durum?
Asmin Senem yaşamımızın en güzel ve en canlı rengi oldu...Başarımdaki en büyük etkenlerden biri Asmin'in doğumudur, çünkü;hamileliğin ilk aylarında ceninin gelişimi için organizmada farklı bir hormon salgılanır. Bu hormon cenini geliştirirken bir taraftan da annenin kas sistemini güçlendirir. Yani gücümüz artmış olur. Anne olmanın sportif performansa tam da bu noktada katkısı vardır. Doğum yapmakla başarıyı yakalamış oluyorsunuz! Anne olmanın en güzel yanı bebeğinizin bütün yorgunluğunuzu alıyor olması, onunla oynamak, birşeyler paylaşmak dinlendiriyor sizi… Zor yanı antrenman ya da yarış için ayrı kaldığınız süreçte hep onu düşünüyorsunuz, yemeğini yedi mi, uyudu mu, mutlu mu….
Eşimin tayini sebebiyle 2005 Eylül ayında İstanbul' a yerleştik. Asmin' den sonra başarımdaki ikinci etken budur;İstanbul… Şu anda Sarıgazi' de oturuyoruz ve çok yakınımda oturan maratoncu 5-6 arkadaşım var. Bu benim için büyük şans. Antrenmanımı erkek atletlerle yapmam beni ileriye götürüyor…Tartan pistte haftada 3 kez antrenman yapıyor olabilmek, İstanbul'da bulunmamın getirdiği avantajlardan…
Atletizmin içinde yoğrulmuş bir insan ve en önemlisi de bir anne olarak çocuğunuzun ileride atletizmle uğraşmasını arzu eder misiniz? Yoksa çekilecek dert değil, atletizme hiç bulaşmasın mı dersiniz?
Herhangi bir spor dalıyla uğraşmasını çok isterim. Sadece severek yapsın sporunu…Sevdikten sonra maratoncu olmuş ,yüzücü olmuş hiç fark etmez; yeter ki mutlu olsun benim canım….
Atletizme nasıl başladınız Bahar Hanım? Sizlerin öyküsü nedir? Bunu eminim okuyucularımız öğrenmek istemektedirler. Branş seçim aşamalarını da içine katarak cevaplarsanız daha faydalı olur kanısındayım.
Lisedeki beden eğitimi öğretmenlerimi çok seviyordum; Nilgün Hanım ve Erdem Bey…Bu yüzden beden eğitimi öğretmeni olmak istiyordum. Liseden sonra beden eğitimi giriş sınavlarına hazırlanmaya karar verdim ve bölgedeki atletlerle koşmaya başladım. Ama mesafecilerin gurubuna denk gelmişim, hep uzun uzun koşuyorduk, dayanıklı olduğumu görünce beni bırakmak da istemediler. O zamanlar giriş sınavı çok zordu, aslında değildi ben başarılı oluyordum, fakat mülakatta eleniyordum(nerelisin sorusunun cevabı üzerine elenmiştim)Her sene yeniden hazırlanıyordum bir de baktım ki atlet oluvermişim. Belgrad Ormanında düzenlenen bir yarışta birinci olmuştum. O kupa beni öyle bir motive etti ki hala koşuyorum. Mesafeci atletlerle çalışmak beni de mesafeci yapmıştı. Yani hiç seçme şansım olmadı. Ama doğru yerde olduğumu düşünüyorum…
Atletizm hayatınız boyunca kimlerle çalıştınız Bahar Hanım?
Atletizme başladığım senelerde Hüseyin Boğahan' la çalıştım. Daha sonra Hakan Beceren' le 1999-2000 yılında çalıştım; kendisinin İzmir'e tayini çıkınca ayrıldık. 2000-2005 yılları arasında Ertay Seyrek' le çalıştım, kendisi bölgenin en kaliteli antrenörlerinden biridir. Bana antrenman bazında en çok katkıyı o sağlamıştır. İstanbul'a yerleşince de Aytaç Özbakır' la çalışmaya karar verdim.
ÖZBAKIR ile çalışmayı tercih etme nedenleriniz nedir?
Kendisini tercih etmemdeki en büyük neden Ertay ve Aytaç'ın aynı antrenörde birlikte çalışmalarıdır. Yani Dr. Ahmet Karadağ'ın, kendilerinin antrenörlük bilgilerine katkıları vardır. Ve ikisinin antrenman sistemi aynıdır. Bu durumda Ertay Hoca' dan Aytaç Hoca' ya geçerken antrenman uyum sürecini hiç yaşamadım ve aynen devam ettik çalışmalarımıza..
Aytaç Özbakır' da antrenman bilimini çok iyi kavramış, başarılı bir antrenördür. Şu anda milli takımda yer almış 5 sporcusu bulunmaktadır. 2006 Avrasya Maratonu ikimiz içinde bir ilkti; ben ilk defa maraton koşacaktım; kendisi de ilk defa maraton antrenmanı yaptırmıştı. ÖZBAKIR başarımdaki en büyük etkenlerden biridir…Birlikte daha çok başarıya imza atacağımıza inanıyorum.
Yüksek lisansınızı “Antrenman Bilimleri” üzerine yaptığınızdan hareketle, teorik bilgileriniz ile antrenörünüzün sizlere aktardıkları arasında çeliştiğiniz noktalar oluyor mu? Yoksa bu konuda güçlü bir konsensüs sağlamış durumda mısınız?
Genelde uyumluyuz. Kendisi de iyi bir atletti çok yakın geçmişte; ayrıca akademisyen olduğundan aynı dili konuşuyoruz..Bu yüzden sağlam bir antrenör-sporcu ilişkimiz var.
Bize antrenman programınızdan söz eder misiniz? Ulusal veya uluslararası bir maraton koşacak olan bir atlet nelere dikkat etmelidir?
Öncelikle beslenme çok önemli; besin değeri yüksek gıdaların bilincinde olup tüketebilmeliyiz yani ekonomik anlamda da rahat olmalıyız. Burda bir sponsor desteğinizin olması çok önemli!
Maraton hazırlığında kilometre doldurmak da çok önemlidir; aksi takdirde yarışın sonu gelmeyecektir. Sporcu yüklenme–dinlenme ilişkisini iyi ayarlamalı, antrenmanlara yorgun çıkmamalıdır. Masajını düzenli yaptırmalıdır. Kan sayımı da çok önemli; takip ettirilmeli ve düşüklüğünde uzmanlarla görüşüp önlem alınmalıdır…Ben de antrenman sürecinde bunlara çok dikkat ettim, etmekteyim.
En önemlisi, maraton koşmak için kafanızı iyi hazırlamalısınız; yani, zihinsel antrenmanda yapmak gerek. Yoksa bütün antrenman programını uygula, kaliteli beslen, sakatlık riskin olmasın ama yarışı terk et…Maraton koşmayı çok istemek gerek, 42 km'nin her metresinden zevk almalısın, özelliklede 35 km'den sonra…Yoksa o ızdırap bütün emeğini alıp götürür!
Bahar Hanım, sizlerin de malumu olduğu üzere antrenman ve dolayısı ile antrenör konusu bir atlet için hayati öneme haiz bir husus. Öyle ki yanlış bir tercih, belki dünya çapında bir kapasiteye sahip bir atletin, daha kendini göstermeden yok olduğu veya vasat hali ile durumu idare ettiği şeklinde kaçınılmaz bir sona neden olabilmektedir. Bu anlamda bizlere bu konuda sık sık e-mailler gelmektedir. Yaşı müsait, hırslı, fakat tarif edilemez bir arayış içerisinde. Bizler de elimizden geldiğince doğru adreslere yönlendirmeye çalışmaktayız kendilerini. Yüksek lisans eğitiminizi ve bu camiadaki birikimlerinizi de katarak, bu durumdaki atletlere neler tavsiye edersiniz? Hangi yolu izlemeli bu durumdaki atletler?
Aslında sporcunun çok fazla yapacağı birşey yok. Doğru adreste olup olmadığı biraz şansa kalmış. Dediğiniz gibi yanlış antrenörün elinde olmak bir katliam olacaktır..
Bence antrenörlerin kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekli,sporcusunun yeteneğinin farkında olmalı antrenör… Mesafe antrenörüsünüz diye elinizdeki sporcunun hiçbir motorik özelliğini takip etmeden, mesafe antrenmanı yaptırıyorsanız; belki de geleceğin şampiyonunu harcamış olacaksınız…Sporcunun da biraz bilgi sahibi olmasında yarar var; bu konuyla ilgili her şeyi araştırmalı, antrenman bilimini, anatomiyi, beslenmeyi…Kendisinin farkında olmalı sporcu; ne istediğini bilmeli, o zaman doğru adresi yani,doğru antrenörü de bulur!
Bahar Hanım, bu yıl Mayıs ayında Düesseldorf kentinde yapılan maratonda, Abdil CEYLAN ile birlikte olimpiyat ve dünya şampiyonası vizesi aldınız. Bu yıl Osaka' da Ağustos ayında yapılan Dünya Atletizm Şampiyonası' nda ilk yarışan atlet, kente 2 gün öncesinden gelen Abdil CEYLAN oldu. Bu anlamda takvim açısından sizler daha şanslı durumdaydınız. Yarışma öncesinde verdiğiniz bir beyanatta, şartların iklim açısından zorluğundan bahsettiniz ve Abdil' in maratonu terk etmesine neden olan zorluğa vurgu yaparak, kendinizi yarışı bir şekilde bitirmeye adapte ettiğinizden söz ettiniz. Nihayetinde büyük bir efor göstererek 02:46:25 ile 40. olarak maratonu bitirmeyi başardınız. Yarış gününden bahseder misiniz? Ortam parkur ve iklim açısından nasıldı? Hakikaten Uzakdoğu' da maraton koşmak zor mudur?
Kesinlikle çok zordu Osaka' da maraton koşmak! Hissedilen nem oranı o kadar fazlaydı ki; nefes almakta zorluk çekiyordunuz.
Abdil'in en büyük şanssızlığı 2. gününde yarış koşması oldu. İki ülke arasındaki zaman farkı 6 saat olduğundan uyum sağlaması çok zordu Abdil'in…Türkiye'de gece 1 iken, Osaka' da sabah 7, yani; yarış saatinizdi. O saatte uyumaya alışık olan metabolizma, uyku sürecinizi tamamlasanız bile (ki Abdil sanırım uykuyu da kaçırmış) hazır değildi.Yarış içinde vücut rahat değil, bacaklar tutuk,uyku hali var…Bir hafta öncesinden gitmeme rağmen ben de aynı sorunlarla karşılaştım.Koşmak isteyip de koşamamak nedir onu gördüm!
En zor maratonumdu,umarım hep öyle kalır…
Televizyondan izlediğimiz kadarı ile maraton parkuru boyunca, Japon halkının neredeyse hiçbir boşluk bırakmadan yarışı takip ettiğini gördük. Bu anlamda atletizmde maraton branşı Japonya' da yükselen değer olarak lanse edildi. Bu gerçekten hareketle şampiyona boyunca izlenimlerinizi bizlerle paylaşır mısınız? Takdir ettiğiniz veya yadırgadığınız hususlar neler oldu Japonya' da kaldığınız süre zarfında?
Aslında dünyanın neresinde maraton koşarsanız koşun,kalabalık ve coşkulu bir seyirci sizi desteklemektedir. Mayıs ayında Düsseldorf' da maraton koştum ve halk sabahın 9' unda çocuklarıyla sokaklardaydı ve sadece maratoncular için ordalardı. Bu beni çok şaşırttı; her kilometrede insanların tezahüratları, temponun canlı kalması için müzik aletlerinin çalınması, birçok kişinin elinde ses çıkaran aletler…Sanırım barajı geçmemizde büyük etkisi oldu, çünkü; hiç tempomuz düşmedi,hep canlı kaldık!
Osaka ise seyirci açısından muhteşemdi.Sabah 7' de bütün sporseverler destek için oradaydı. O kadar kalabalıktı ki her cm'de insan vardı. 42 km boyunca ellerindeki yelpazelerle bizi serinletmeye çalıştılar.Ve bütün maratoncuların adlarını öğrenmişlerdi. Yanlarından geçerken isimlerimizi söylemeleri ya da “Türkiye” diye bağırmaları beni çok duygulandırdı…
Bütün bunlar aramızdaki kültür farkının bir göstergesi. İnsanlar gerçekten spora önem veriyor başka ülkelerde…Darısı başımıza!
Umarım bu bilinç bizde de oluşur. Gelelim 29. Avrasya Maratonu' na. Hazırlık aşaması ve yarış günü dahil nasıl bir taktik izlediniz bu yarışta? Ön plana çıkmadığınızı fark ettim. Bu anlamda Ertan HATİPOĞLU' nun tabiri ile akıllıca koştunuz. Zor mudur zenci atletlerle mücadele etmek?
Avrasya Maratonuna İstanbul'
da yani, evimde hazırlandım. Diğer rakiplerim gibi kamp yapma fırsatım olmadı. En büyük engelim de Asmin oldu! Daha çok küçük olduğundan ayrılmamız çok zor olacaktı. Ben de kızımla ve eşimle birlikte olmak istedim. Yoksa hepimiz duygusal çöküntüye uğrayacaktık. Zaten antrenman disiplininiz varsa çok da kampı aramıyorsunuz! Evimin çok yakınında, 4 km' lik, aracın çok fazla geçmediği, sakin bir asfalt parkur keşfettik! 20 km yada 30 km olan denemelerimi, antrenman arkadaşlarım Mehmet Uzunyol, Kıyasettin Yalçın, Müjdat Güvenç, Hıdır Bayrak, Kemalettin Özdemir ve antrenörüm Aytaç Özbakır'ın da motoruyla takip etmesiyle kaliteli bir şekilde tamamlıyorduk. Benimle birlikte olan ve başaracağıma inanan bütün arkadaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum.
Yarış gününe gelirsek; genelde yarışlarımı böyle koşarım... Yani gurubun içine girerim ama önde asla yer almam; bu şekilde rakibimi daha iyi gözlemliyorum ve kendi durumumu değerlendirebiliyorum. Tabi ön gurupta yer almanız içinde iddialı olmanız lazım, yoksa zaten takılamıyorsunuz.
Zenci ya da beyaz fark etmiyor, iyi olanla mücadele etmek gerçekten çok zor!
Bahar Hanım söz HATİPOĞLU' ndan açılmış iken, TRT' de canlı yayın esnasında maraton branşına dair yaptığı tespitlerden birinde; bu branşta daha çok, sosyal yönü zayıf kişilerin başarı gösterdiğini, zira ciddi anlamda sosyal hayattan fedakârlık isteyen bir uğraşı olduğundan söz ederek; zenci atletlerin tartışılmaz başarılarını bu tespitine dayanak olarak sundu. Ne düşünüyorsunuz HATİPOĞLU' nun bu tespiti hakkında? Maraton branşı diğer branşlardan daha mı çok fedakarlık talep etmektedir?
Her branşın kendine göre fedakarlıkları vardır ama maraton antrenmanı daha fazla hayatınızın içine giriyor. Diğer mesafeciler de çift antrenman yapıyordur ama onlar iki antrenmanda 2-3 saati dolduruyorsa siz tek antrenmanda dolduruyorsunuz 3 saatinizi…Bu durumda daha çok evde kalıp dinlenmek zorundasınız, böylece sosyal yönünüz de zayıf kalıyor biraz. Bu sadece maraton döneminde böyle…Şimdi yarış bitti, daha fazla geziyorum, kendime ve arkadaşlarıma daha fazla zaman ayırıyorum. Yine bir maraton hazırlığında, yine evde kalıp uyumak, dinlenmek zorundayım. O süreçte bırakın çevrenizi, evinizle bile ilgilenemiyorsunuz…Yani; geçici bir süre devre dışısınız. Sonra her şey normal!
Önümüzdeki yıl Pekin' de yapılacak olan Olimpiyatlara katılacaksınız. Bahar Hanım nedir samimi olarak olimpiyattan beklentiniz? Nasıl bir program içerisinde hazırlanacaksınız bu organizasyona? Örneğin Pekin ile iklim yakınlığı gösteren bir ülkede kamp döneminiz olacak mı?
Ben her zaman en iyimi koşmak için yarışacağım. Olimpiyatlara da bu ciddiyette hazırlanacağım. Antrenörümle henüz hazırlık sürecini konuşmadık; bir takım planlarımız var ama henüz girişimde bulunmak için erken diye düşünüyoruz.
Bahar Hanım, alttan gelen atletler konusunda bir sorum olacak. Tarzını, ahlakını beğendiğiniz ve yakın veya orta gelecekte adından söz ettireceğine kanaat getirdiğiniz isimler var mı? Bu çerçevede gelecek kuşakları Türk atletizmini sırtlayacak kapasitede görüyor, onlarda bu ışığı hissediyor musunuz?
Burhan Felek Atletizm sahasında atletizme yeni başlayan bir sürü minik çocuk görüyorum, onun dışında atletizmi yaşamın içine sokmaya çalışan genç,hırslı ,yetenekli atletler de var. Mutlaka hep ilerleyen sporcu bir gençlik olacağını düşünüyor ve umut ediyorum. Gelecekte de başarılarını devam ettireceklerine inandığım mesafeci; Erdem Güler, Ozan Demir, Yayla Kılıç(eşimin öğrencisi),110m engellide Batuhan Eruygun. Bunlar ilk aklıma gelen çok genç isimler.Hepside pırıl pırıl gençler umarım hedeflerine ulaşırlar ve geleceğin elitleri olurlar..
Üsküdar Belediyesi adına kros liginde mücadele veriyorsunuz ve geçen sene güçlü rakibiniz Kasımpaşa önünde şampiyonluğa ulaştınız. 2007-2008 sezonu için takımda bir değişiklik var mı? Yine geçen yıl olduğu gibi bu sezonda da “Şampiyonluk” parolası ile mi ligde mücadele edeceksiniz? Takımınızdan bahseder misiniz bizlere? Geçen yıl ki başarının altında neler yatıyor?
Üsküdar Belediyesi bayan kros takımı Belediye Başkanımız Mehmet Çakır ve kulüp Başkanı Mecit Çetinkaya' nın isteği üzerine kuruldu. Kuruluş aşamasında antrenörüm Aytaç Özbakır da çok emek vermiştir, Kendisi şu anda Üsküdar Belediyesinin atletizm sorumlusudur. Geçen yılki başarı ekip çalışmasıyla gelen başarıdır. Sayın başkanımızın vermiş olduğu destek, antrenörlerimizin emeği ve biz sporcuların parkurdaki mücadelesi başarıya ulaşmamızdaki etkenlerdir.
Bu yıl takımımızda önemli bir transferimiz oldu; Türkan Erişmiş ligde bizimle birlikte mücadele verecek. Almitu Bekele ,Aslı Çakır ve Ben mücadeleye kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu yıl ligde şampiyon olma hedefimizin yanında, Avrupa Kros Şampiyonasında da başarılı olmayı hedefliyoruz.
Evet ; zaten bu iddianızı da bir şekilde kros liginin birinci kademesinde perçinlediniz. Güçlü rakibiniz Kasımpaşa' nın 11 puan önünde lige güzel bir başlangıç yaptınız. Bahar Hanım, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümü mezunusunuz ve sanırım atamanız gerçekleşmedi henüz. Bu durumda sadece Kulübünüz olan Üsküdar Belediyesi' nden aldığınız aylık ile hem yaşamınızı idame ettiriyorsunuz hem de atletizm için elzem olan masrafları bu kaynaktan tedarik ediyorsunuz. Sporun biraz da maddi boyutunu ele alırsak; herhangi bir sponsorunuz var mı Bahar Hanım?
Mesleğimizi henüz icra edememiz kanayan bir yaramız. Bu konuyla ilgili hükümet tarafından bir adım atıldı ama atletlerden, sadece birkaç kişinin atamasının çıktığını biliyorum. Birçoğumuz hala aynı kaderi paylaşıyoruz. Henüz bir sponsorum yok. Sanırım birçok başarılı atletimizin de sponsoru yok
Maalesef ülkemizin acı bir gerçeği; Olimpiyatlara ve Dünya Şampiyonasına katılan bir atletin herhangi bir sponsoru yok. 2004 yılında çıkan sponsorluk yasasının, sponsor olacaklara getirdikleri vergi muafiyetine rağmen, ülkemizde özellikle de atletizm sporu için bu konuda bir bilincin henüz oluşmadığını görmekteyiz ve acı gerçek de sporcularımız bu durumu artık kanıksamış durumdalar. Bakıyorsunuz buna rağmen canla başla mücadelelerine devam etmekteler ve birden çok sponsoru olan rakipleri ile boy ölçüşebiliyorlar. Ne dersiniz Bahar Hanım; bu noktada sporcuların veya yetkililerin yapabilecekleri birtakım şeyler var mı sizce?
Sanırım sponsorluk yasasının içeriğinden birçok yöneticinin haberi yok. Çünkü; sporcuya verecekleri desteği vergiden düşecekler . Bu durumda hem kendileri kazanacak, hem de ülkenin bir sporcu kazanmasına katkıda bulunacak. Bu konuda ne yapılır bilmiyorum. Belki yetkililer bu yasayı zorunlu hale getirebilirler. Ya da tek tek kapılarımı dolaşsak acaba….
Son sorum; Bahar DOĞAN nihai olarak neyi hedefliyor? 2:31:13 ile geçen yılki Avrasya Maratonu' nda Mehtap DOĞAN tarafından geliştirilen (gerçi tescil edilip edilmediği ile ilgili bir gelişme var mı yok mu; onu da bilmiyorum ) Türkiye rekoruna kendinizi ne kadar yakın hissediyorsunuz?
2.31.13 sağlam bir derece ama çokta ütopik derece değil bence koşulabilir.Umarım koşarım,kim istemez rekortmen olmak…
Umarım bu hedefinize ulaşırsınız Bahar Hanım. Peki kafanızda şu yaşa kadar koşarım dediğiniz bir sınırınız var mı? Yoksa maraton branşının tartışılmaz gerçeğini, bir anlamda da güzelliğini yüzümüzü vurup, daha yeni mi başlıyorum diyeceksiniz?
Daha ne kadar koşarım bilmiyorum ama şu bir gerçek, daha yeni başladım…Yaşım 33, antrenman yaşım henüz 14, yani; fazla yıpranmadım. Geçen sene Avrasya şampiyonunun 42 yaşında olduğu ve 2.28 koştuğu gerçeğini biliyorsak, en az 10 sene daha koşarım diyorum.: ) Bu da çok uzun süre oldu sanırım. Koşmayı seviyorum, profesyonellik sürem dolsa da, sağlık için koşmaya devam edeceğim.
Bahar Hanım bizlerle yaptığınız bu söyleşiden dolayı sizlere şükranlarımı arz ediyorum. Bebeğinizin size şans getirdiği şeklindeki yaygın görüşe binaen, ailenizle mutlu ve başarı dolu yıllar dileği ile….
Ben teşekkür ediyorum.Sorularınızı cevaplamaktan zevk aldığımı söylemeliyim. Özenle hazırladığınız bir gerçek. Atletizme bu anlamda verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ediyorum ve çalışmalarınızda başarı diliyorum.
Röportaj Tarihi :
04.12.2007
Röportajı Yapan : Mustafa CEYLAN (www.abdilceylan.com editörü)
Bu röportaj 8255 defa görüntülendi